logo

Yüz Yüze Konuşmaya Ne Dersiniz?

Yaptığı her işte en güzelini yapmaya çalışan, yaratıcı, disiplinli bir ekibiz. Topluluk yönetimi, eğitim teknoloji ve robotik gibi niş konularda uzmanlıklarımız var. Birlikte neler yapabileceğimize bakmak, tanışmak, hayata katma değer sağlamak için görüşmeye ne dersiniz?
iletisim@artistanbul.io
+90 0212 251 64 37

Patent “Bilim Adamı”nı Değil, Bilginin “Mülkiyetini” Korur!

Patent “Bilim Adamı”nı Değil, Bilginin “Mülkiyetini” Korur!

creative commons adamlariBiliyorum, Focus gibi bir “popüler kültür ve bilim” dergisinin Yazı İşleri Müdürü’nün bunu söylemesi çok alışıldık birşey değil… Eh, ne de olsa bu tartışmanın öbür yanında duranların arasında ilaç endüstrisi, yazılım şirketleri, elektronik devleri ve hepsinden önemlisi “reklam veren” var…

Sanat ve fikir ürünlerinde patent uygulaması, Venedik Cumhuriyeti’nde 1470’lerde ortaya çıkan bir uygulama. Asıl kurumsallaşmasını ise 1790’da, ABD başkanı Thomas Jefferson’un Amerikan Patent Enstitüsü’nü bizzat kurmasıyla yaşamış. Oradan da Paris ve Londra’ya sıçramış. Patent çılgınlığının Amerika’yı sarması ise tam iki asır sonrasına, 1980’lerde elektronik endüstrisinin şaha kalkmasıyla yaşandı. İnsanlar zengin olma hayaliyle akla gelebilecek herşeyin patentini almaya başladılar. Patent yasalarının yetersizliği buna da izin veriyordu…

Bugüne dek nelerin patenti alınmadı ki? Örneğin, saçları tepeden açılan arkadaşlarını yanlardan uzattıkları lülelerini tepelerine atarak kellerini sakladığı saç tarama biçimi! Sahil beldelerimizin vazgeçilmezlerinden biri olan bu saç stilinin patenti, 1977’de uyanık bir Amerikalı tarafından 4.022.227 no’lu buluş olarak alınmış!

Daha yakın zamanlara gelelim mi? Örneğin Amazon.com’un internet üzerinde tek tıklamayla alışveriş sürecini bitirmenin patentini alması! Şaka değil, bugün dünyanın tüm e-mağazaları alışveriş işlemini tek tıklama ile halledebilmek için Amazon’un patronuna para ödemek zorundalar! Bu bi rşey mi? Lycra, teflon derken bildiğimiz naylonun bile patenti alınmış durumda!

Patentlerin en korkuncu ise hiç şüphesiz, ilaç endüstrisinin devleri tarafından alınan patentler. 1800’lerdeki sömürge çağını anımsatırcasına, dünyanın tropik ormanlarından getirilen doğal özleri çoktan aralarında paylaşmış durumdalar. Bu maddelerin milyon dolarlık laboratuarlarda bulunan yeniden üretim yöntemleri, patentlerin sonsuz güvencesi altında çok daha büyük kârlara dönüşecekleri günü bekliyorlar.

İlaç firmalarının kâr hırsı yüzünden, bugün AIDS’in hastalıklı bünyede ilerlemesini durduran ilaçlar, Afrika’da hastalığa tutulan 30 milyon insana iletilemiyor. İlaç firmalarının Amerika’da kutusunu 1.200 dolara sattığı bu ilaçlar, patentsiz üretilmeleri halinde, sadece 30 dolara mal edilerek, milyonlarca Afrikalının ölmesini engelleyebilir!

Neyse, ne demiştik: “Patent bilim adamını değil, bilginin mülkiyetini korur…” Burada aklıma Dante’nin İlahi Komedya’sının ilk satırları geliyor: “Hayat yolunun ortasında/ kendimi koyu bir karanlıkta buldum…”

Cahit Sıtkı “patenti alınmamış” bu mısraları ödünç alıp, “Yaş 35/ yolun yarısı eder/ Dante gibi ortasındayız ömrün…” der. İlahi Dante Alighieri! İyi ki bu alemin uyanığı olmaya sen de niyetlenmemişsin! Yoksa kim yazacaktı senden sonra “35 yaş” şiirini?

Ali Işıngör

1974 yılında İstanbul’da doğdu. İtalyan Lisesi’nde okudu. Kendini bildi bileli ölesiye bir şekilde merak ediyor, bir şeyler okuyor, araştırıyor ve yazı yazıyor. Bu dürtülerini bir hayat tarzına dönüştürüp, böyle yaşayabileceğini anlayınca gazeteci olmaya karar verdi. 1992’de başlayan gazetecilik/yazarlık macerasında yolu sırasıyla Söz, Aktüel, Corriere Della Sera, Panorama, M5 Haber, Il Sole 24 Ore, Focus gibi çeşitli dergi ve gazetelerden geçti. Topluluk yöneticiliğinden arta kalan boş zamanın büyük bir kısmını hayaller kurmakla, çizgiroman okumakla (favori kahramanı Ken Parker’dır), merak etmekle, insan hakları projeleri ve özgür yazılım projelerine katkı vermekle harcıyor.

Yorum Yok

Yorum Yaz

Yorum
İsim
E-Posta
Website