logo

Yüz Yüze Konuşmaya Ne Dersiniz?

Yaptığı her işte en güzelini yapmaya çalışan, yaratıcı, disiplinli bir ekibiz. Topluluk yönetimi, eğitim teknoloji ve robotik gibi niş konularda uzmanlıklarımız var. Birlikte neler yapabileceğimize bakmak, tanışmak, hayata katma değer sağlamak için görüşmeye ne dersiniz?
iletisim@artistanbul.io
+90 0212 251 64 37

Ürünlerimizde Domuz Yağı Yoktur, Ama Kokusu Sinmiş Olabilir!

Ürünlerimizde Domuz Yağı Yoktur, Ama Kokusu Sinmiş Olabilir!

İnsan hayatını yazmakla para kazanıp, bunu bir iş olarak yapmaya başlayınca, yıllık izine çıktığında elini klavyeye sürmek istemiyor.

Bu yüzden de ne yalan söyleyeyim, “Yarına da size şunu anlatırım” dememe rağmen, siteye bir haftadır giriş yapamadım…

Nerede kalmıştık? Creative Commons’ta sanırım… Creative Commons, patent sisteminin bakış açısına “taban tabana zıt” bir sistem. Bilgiyi “mülkiyet” düzleminde değil, “paylaşım” tabanında ele alan ve koruyan bir anlayış. “Koruyan” kelimesinin altını tekrar çizmek lazım, bilginin paylaşıma açılması “Hadi arkadaşlar, çalın çırpın. Allah belinize kuvvet vere…” demek değil. Bilginin korunmasına kısıtlamalardan değil, özgürlükler penceresinden bakan bir anlayış sadece…

Biraz daha açmak gerekirse: Diyelim ki, merak ettiniz ve yan sütundaki gri logoya bastınız. Karşınıza bir Creative Commons lisans sözleşmesi gelecek… Örneğin benimkisi “by-nc-sa/2.0” lisansı. Türkçe mealiyle söylemek gerekirse; “Bu sitede yer alan tüm bilgileri ticari olmayan amaçlarla kullanabilir, kaynağını göstermeniz şartıyla üçüncü şahıslara da rahatlıkla dağıtabilirsiniz” demek… Creative Commons içindeki onlarca farklı lisans modelinden sadece biri, hatta “en kısıtlayıcılarından” biri bu. Eğer dilerseniz, kendi ürettiğiniz içeriği başkalarının ticari kullanımına da açabilir, kaynak belirtmesini şart koşmayabilir ya da içeriğinizin her türlü kullanımını sadece “gelişmekte olan ülkeler” yararına açabilirsiniz. Bunun için “Developing Countries Licence” diye bir lisans modeli bile var.

Ben parasını yazı yazarak kazanan bir fakir olduğum ve bir sonraki ayın dergisine girecek yazıların bir kısmını önceden buraya koymayı düşündüğüm için :), sitedeki içeriğin ticari amaçlarla kullanılmasına izin vermemeyi tercih ettim….

Bu arada, Creative Commons bir “kağıttan kaplan” da değil. Yakın bir gelecekte Yahoo ve Google resim arama motorları, salt bu lisans modeli ile dağıtılan resimler için özel bir bölüm yaratacak. Orta vadede resim aramalarının sadece bu lisans modeli ile dağıtılan resimlerle sınırlandırılması da söz konusu. Özellikle Google arama motoru sayesinde Türk medyasında “resim araklama” vakalarının çok artması, bu tür global bir önlemi gerektiriyordu…

Belki size çok garip gelecek ama Bill Gates’i en çok korkutan gelişmlerin başında, dünyada her geçen gün gücünü arttıran Copyleft akımı ve onun türevleri olan lisans modelleri geliyor. Creative Commons (CC), General Public Licence (GPL), GNU Free Document Licence (GFDL) gibi paylaşımı esas alan, bir başka deyişle “açık kaynak kodlu” lisans modellerinin onun başına ne işler açtığını zaten biliyorsunuz. Linux’un başarısı ortada…

Bill Gates’e Creative Commons’u sorduklarında “Bırakın bu eski komünist ayaklarını” mealinde bir şeyler söylemiş. Creative Commons’cular hemen Sovyetler dönemindeki Aeroflot‘un ünlü sembolünden bir bayrak üretmiş. Copyright’ın C’sini tersine çevirmişler, eh bayrakta da “komünist ayakları” denilen nane de “gani gani” mevcut, olmuş mu size en güzelinden bir Copyleft arması!

 

Not: Bu makale ile birlikte siteye bir göz atınca, sitenin fazla “sol kokmaya” başladığını hissettim. Sitemizde zinhar komünistlik olmayıp, muhalif duruşumuz yandaki bantın en üstünde bahsi geçen “Tersine Dünya” özleminden ibarettir. Zaten “posbıyık“tan da hiç hazzetmeyiz. Ürünlerimizde domuz yağı yoktur, ama kokusu sinmiş olabilir…

Ali Işıngör

1974 yılında İstanbul’da doğdu. İtalyan Lisesi’nde okudu. Kendini bildi bileli ölesiye bir şekilde merak ediyor, bir şeyler okuyor, araştırıyor ve yazı yazıyor. Bu dürtülerini bir hayat tarzına dönüştürüp, böyle yaşayabileceğini anlayınca gazeteci olmaya karar verdi. 1992’de başlayan gazetecilik/yazarlık macerasında yolu sırasıyla Söz, Aktüel, Corriere Della Sera, Panorama, M5 Haber, Il Sole 24 Ore, Focus gibi çeşitli dergi ve gazetelerden geçti. Topluluk yöneticiliğinden arta kalan boş zamanın büyük bir kısmını hayaller kurmakla, çizgiroman okumakla (favori kahramanı Ken Parker’dır), merak etmekle, insan hakları projeleri ve özgür yazılım projelerine katkı vermekle harcıyor.

Yorum Yok

Yorum Yaz

Yorum
İsim
E-Posta
Website