Bizi Takip Edin!

Alternatif Eğitim Modellerine Bakış: Waldorf Eğitim Yaklaşımı

Waldorf eğitim sistemi

Alternatif Eğitim Modellerine Bakış: Waldorf Eğitim Yaklaşımı

1919 yılında Birinci Dünya Savaşı’ndan henüz yeni çıkmış Almanya’da yer alan Waldorf Astoria sigara fabrikasının sahibi Emil Molt, savaşın getirdiği yıkımdan sonra ülkesinin tekrar kalkınabilmesi ve böyle bir yıkımın bir daha yaşanmaması için yeni bir insan modelinin var olması gerektiğini düşünüyordu. Bu yeni insan modeli ise şüphesiz ki yeni bir eğitim anlayışıyla var olabilirdi.

Molt bu amaçla, yakın arkadaşı ve aynı zamanda dönemin ünlü felsefecilerinden olan Rudolf Steiner’ı fabrikasına davet ederek, fabrikasındaki işçilere bu eğitimlerin gerekliliğiyle ilgili bir seminer vermesini istedi ve bu seminer sonrasında Molt’un istediği ve Steiner’ın da zaten aklında olan eğitim modelinin ilk adımları böylece atılmış oldu.

 

İlginç bir portre: Rudolf Steiner

Görsel: wikimedia.org

Biyodinamik tarımın mimarı, filozof, bilim insanı, eğitimci, sanatçı ve antropozofi ekolunun kurucusu olan Rudolf Steiner, 1861 yılında Avusturya’nın Kraljevec kasabasında doğdu. Steiner, hem teknik hem de felsefi bir eğitim almış, doğu mistisizmiyle de yakından ilgilenmiştir. Teknik, felsefi ve mistik düşünceleri doğrultusunda Antroposophy (insan-bilgeliği) adını verdiği bir düşünce ve inanç sistemi geliştirmiştir.

Antropozofi felsefesi, insanların irade ve duygularına yani insanı insan yapan özelliklere daha çok önem verilmesi gerektiğini savunur. Steiner’a göre insan, akla verilen önem neticesinde birey olmayı başarmış ancak irade ve duygular gözardı edildiği için doğa, toplum ve insan arasında bir bütünsüzlük oluşmuştu. Steiner bu bütünsüzlüğün bir gün yıkım getireceğini öne sürüyordu ve bu yıkım şüphesiz Birinci Dünya Savaşı ile birlikte gelmişti.

 

 

“Antropozofinin dalları, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri insan yaşamının ve eyleminin tüm alanlarına dönüşür.”

Rudolf Steiner

 

Waldorf Astoria sigara fabrikasında verdiği seminerle birlikte, savaşta büyük yıkımlar yaşayan fabrika işçilerinin de (çoğu kadın ve genç kızdan oluşan yaklaşık 600 işçi) kendisi gibi düşündüklerini ve çocuklarına artık irade ve duygu odaklı eğitim verilmesini istediklerini gören Steiner, yıllardır süregelen düşüncelerini bir sigara fabrikasının kuracağı okulda hayata geçirme fırsatı yakalar. Bu eğitim, klasik eğitim anlayışının öngördüğü mesleki beceriler kazandıran bir eğitim olmayacaktı. Bu eğitim, Steiner’in antropozofi düşünceleri doğrultusunda oluşacak irade, duygu, düşünce bütünlüğünü sağlayarak, bilinci geliştirecek ve kişinin benliğini özgürleştirecek bir eğitim olacaktı.

 

Görsel: https://www.slideshare.net/johnpaull/rudolf-steiner-exhibition-alchemy-of-the-everyday-kosmos-stuttgart

 

1919’un Eylül ayında Steiner’in ilkeleri doğrultusunda ilk Waldorf okulu, Waldorf Astoria sigara fabrikasının bahçesinde açıldı. Okul ilk açıldığında neredeyse tamamı fabrikadaki işçilerinin çocuklarından oluşan 253 öğrencisi varken, bu sayı bir yıl sonra dışarıdan gelen öğrencilerle birlikte ikiye katlandı. 1925’te Steiner’in ölümüne kadar kayıtlı öğrenci sayısı 800’e ulaştı ve bu okul Almanya ve diğer ülkelere de bir model oldu. Yıllar içerisinde eğitim modeli iyice gelişerek 1926’da ilk Waldorf Anaokulu açıldı. 1938’e kadar ise tam 9 Waldorf okulu daha Amerika’nın da içinde olduğu 5 farklı ülkede açılmış oldu.

Waldorf eğitim sisteminin temelinde sanata dayalı, sağduyulu ve yaratıcılığı geliştirmeye yönelik bir yaklaşım amaçlanır. Bilginin kendisinden çok, öğrenmeyi sevdirme amacı güdülür.

 

Waldorf eğitim sisteminin ilkeleri

Steiner’a göre her çocuğun bir potansiyeli vardır ve bu potansiyel uygun koşullar sağlandığında ortaya çıkar. Bunun için de acele etmeye gerek yoktur. Bu düşüncesini desteklemek için, bir Afrika atasözünü dile getiren Steiner, “Otlar çekince daha hızlı uzamaz!” diyerek bu görüşünü bahçıvanın bir çiçeğin açmasını beklemesine benzetir. Steiner’ın düşüncesine göre eğer öğrenmenin tohumları verimli topraklara ekilirse, zengin bir hasat dönemi de sürpriz olmayacaktır.

Waldorf yaklaşımı, çocuğun sağlam bir öğrenme sevgisi oluşturmasının, gelecekte ihtiyacı olan akademik becerileri geliştirebilmesinin bir önkoşulu sayar.

 

 

Waldorf eğitim sisteminde çocukların sosyal, duygusal, ruhsal, ahlaki, fiziksel ve zihinsel açıdan dengeli ve çok yönlü gelişimleri amaçlanır. Çocukların sanat, müzik, hareket ile öğrendikleri; keşfederek, deneyimleyerek yaşantılarını zenginleştirdikleri düşünülür ve birbiriyle rekabet etmektense birbirlerine saygı duyup yardımlaşarak toplumsal aidiyet duygusu edinmeleri teşvik edilir.

Bu eğitim felsefesinde ayrıca baskı ve ezber bilgiler reddedilirken, bunların yerine çocukların doğayla iç içe ve gündelik yaşam içerisinde hayatı öğrenmeleri amaçlanır. Bunun için de özellikle okul öncesi eğitimde, sınıf duvarlarının, duvar kağıdı kullanılmadan sade renklerle boyanmasını önerilir. Renkler, Waldorf yaklaşımında önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin, aşırı parlak renkler fazla harekete geçirici, gri ve kahverengi tonlar kasvetli, sade renkler sıcak bir etki yaratabilir.

 

Waldorf okulunda bir sınıf.

Waldorf okulunda bir sınıf.                                     Görsel: wikipedia.org

 

Waldorf yaklaşımında sınıflar, tasarımı ve işlevleriyle evin devamı hissini uyandırır. Günlük işlerle de aile ve toplum yaşantısının ritmini sağlayan geleneksel bir ev ortamının yerine geçen bir atmosfer yaratılır. Sınıflar evin bir uzantısı gibidir ve anne figürünü temsil etmeleri için bu okullarda genellikle kadın öğretmenler vardır.

Waldorf okullarında plastikten yapılma hiçbir malzeme yoktur. Daha çok tahta, gerçek ve el yapımı ürünler bulunur. Bu da çocukların gerçek hayat becerilerinde yaratıcılıklarını kullanmalarının yolunu açar. Kişi, doğanın bir parçası olarak görüldüğünden kişinin bütünlüğünü sağlaması ancak doğayla bütünleşmesi sayesinde olacağı düşünülür. Öğrencilere yün, organik keçe, ip, kumaş, dal, kozalak, taş ve kütük gibi doğanın bizlere sunduğu doğal malzemeler verilir ve bu ürünlerden bir şeyler üretmeleri istenir. Sentetik, plastik ya da doğal olmayan malzemeler kesinlikle kullanılmaz.

Görsel: wikimedia.org

 

Bir araç olarak müzik

Waldorf eğitim modelinde müzik, önemli bir araçtır. Öğretmenler bir etkinlikten diğer etkinliğe geçerken (bir nevi tenefüs aralarında) öğrencilere pentatonik (pentatonik müzik – youtube) müzik parçaları çalar ya da söylerler. Bu hem estetik açısından hem de çocukların algılarının gelişmesi açısından çok önemlidir.

Pentatonik müzik aslında beş sesli müzik anlamına gelmektedir (Penta= Beş / Tonic= Tonlu). Pentatonik müzik, günümüz batı müziğindeki temel 7 ses yerine, yarım ses aralıklarının kullanılmadığı 5 sesten oluşur. Okullarda pentatonik müziğin kullanılmasının öğrencilere kararlılık ve kendine güven duygusunu aşılamada önemli bir yeri vardır. Bu müziğin kullanımının bir başka boyutu ise, insan beynindeki alfa ve teta dalgalarının sıklığını artırarak bir tür transa sebep olmasıdır. Bilimsel araştırmalarla gözlemlenen bu durum, normalde kullanılamayan sinir hücrelerinin çalışır hale gelmesi ve böylece insanın algı kapasitesinin artması olarak açıklanır.

 

Waldorf eğitimi okullarda nasıl uygulanır?

 

  • İlköğretimin sekiz yılı boyunca bir sınıfta aynı sınıf öğretmeniyle eğitimin sürdürülmesi gerektiği savunulur.
  • 12 yıl kesintisiz eğitim vermek hedeflenir.
  • Waldorf eğitimi resim, oyun, şarkı, öykü, bahçe işleri ve mevsime bağlı etkinliklerden oluşmaktadır.
  • Peri hikâyeleri, mitolojik hikâyeler, masallar ve fabllar ile çocuğun hayalgücü geliştirilmeye çalışılır.
  • Waldorf eğitiminde ilkokul 1. ve 2. sınıfta yabancı dil derslerine yer verilir.
  • Waldorf eğitim sistemi, teknolojiden uzak olarak planlanmıştır.
  • İlköğretim programlarında test kitapları yer almaz.

 

Waldorf okulunda verilen eğitimi anlatan güzel bir video için (İngilizce) aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

 

Waldorf yaklaşımında okul ve öğretmenin rolü

Waldorf eğitimcileri çocukların dünyaya hazır, egosu güçlü ve kendine yetebilen bir insan olduğuna inanır ve tüm yaklaşımlarını bu inanca göre şekillendirirler. Waldorf yaklaşımında diğer birçok eğitim modellinde de olduğu gibi erken çocukluk döneminin hayati öneme sahip olduğu bilinir ve bu dönem aceleye getirilmez.

Diğer tüm yaklaşımlarda da olduğu gibi öğretmenler aynı zamanda bir düşünür, bilim insanı, şair, sanatçı, müzisyen ve çevrecidir.

Steiner’a göre herkes öğretmen olamaz. Öğretmen olmayı seçen kişi bu rolünü hevesle yerine getirmeli ve kendini buna adamalıdır. Öğretmenin bu hevesli ve kendini adamış hali, çocuklar tarafından da fark edilecektir. Öğretmenin bir diğer görevi de çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve psikolojik sağlığını korumaktır. Öğretmen çocuklara stresten uzak, rahatlatıcı, çocukların öğrenmelerini destekleyici bir ortam sunmalı ve çocukların deneyimleyerek ve yaşayarak öğrenmelerini destekleyecek olanaklar sunmalıdır.

Waldorf okulunda herhangi bir hiyerarşi yoktur. Bir öğretmen diğerinden veya bir öğrenciden üstün değildir. Waldorf okullarının aynı zamanda merkezi otoriteden bağımsız olması amaçlanır. Okul içerisinde herhangi bir otorite yer almaz. Öğretmenler okulu kendileri yönettikleri için okulda yönetici otoritesi ya da baskısı da yoktur.

Öğretmenler her sabah çocuklar sınıfa girerken her birini tek tek isimleriyle selamlamak, el sıkışmak, onlarla göz göze gelmek, onları dinlemek ve bazen onlarla ilgili bir yorumda bulunmak için bilinçli olarak çaba sarf ederler.

Tüm bu özellikleri ve detaylarıyla birlikte bu yazımızda sizlerle, Dünya’da her geçen gün daha fazla kişiye ulaşarak yaygınlaşan alternatif eğitim sistemlerinden birisi olan Waldorf eğitim sistemine detaylı bir bakış attık.

Waldorf eğitim sistemi hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıda yer alan kaynaklardan yararlanabilirsiniz.

Eğitim ve sağlıcakla kalın.

 

Şafak Yıldırım
3 Yorumlar

Yorum Yaz

Yorum
İsim
E-Posta
Website

%d blogcu bunu beğendi: